Türkiye de Karstlaşma Şartları ve Karstlaşmayı Tayin Eden Etkenler

Türkiye de Karstlaşma Şartları ve Karstlaşmayı Tayin Eden Etkenler

COĞRAFYA-KARSTİK ŞEKİLLER

Karst topoğrafyası, karbondioksitli suların başta kireçtaşı olmak üzere jips, kaya tuzu ve kalker gibi eriyebilen kayaları eritmesi ile oluşmaktadır. Esas itibariyle, karst topoğrafyası, kireçtaşı veya kalkerlerin erimesi ve suda eriyik halde bulunan kalsiyum bikarbonatın suyun buharlaşması ile tekrar CaCO3 çökelmesi sonucunda meydana gelmektedir.



Karstik Alanların Özellikleri

• Çıplak zeminler geniş yer tutar.
• Toprak, erimeler sonucunda oluşan çukurlarda toplanmıştır.
• Karstlaşmış kayaların yüzeyi su bakımından fakirdir.
• Tarım olanakları sınırlıdır.
• Yerleşmeler az ve dağınık topraklara bağlı olarak serpilmiştir.

Akdeniz Bölgesinin batısı, Güney Ege, Kuzeydoğu Anadolu başta olmak üzere ülkemizin beşte biri bu özelliğe sahiptir. Ülkemizde karstik şekillerin yaygın olduğu bölgemiz Akdeniz bölgemizdir. Ayrıca Çankırı, Sivas (Zara), Erzincan yöreleri de karstik yörelerdir. Bunun nedeni buradaki arazinin jips, kalker gibi eriyebilen kayalardan meydana gelmesidir. Antalya ovası karstik bir ovadır. Akdeniz bölgesindeki akarsular yaz mevsiminde Ege'deki akarsulara oranla biraz daha fazla akıma sahiptirler. Bunun nedeni Akdeniz'deki akarsuların kaynak suları ile beslenmesidir.

TÜRKİYE’DE KARSTLAŞMA ŞARTLARI VE
KARSTLAŞMAYI TAYİN EDEN ETKENLER


1. Kireçtaşının Birleşimi ve Kalınlığı:
Karstlaşma, safa yakın kireçtaşları üzerinde artmakta, buna karşılık taşın birleşiminde bulunan yabancı madde arttıkça azalmaktadır. Bu nedenle, yaklaşık olarak 200 km genişliğinde ve 1000 km kadar uzunluğunda Toros Dağları’nın kireçtaşı barındıran kesimlerinde, katkı maddesi az veya saflığı fazla olan kireçtaşları üzerinde mükemmel gelişme göstermiştir. Bunun yanında kumlu kireçtaşı ve marnlar veya killi kireçtaşlarında karstlaşma zayıf kalmıştır. Özellikle, kireçtaşı, marn veya killi kireçtaşlarının ardalanmalı olarak tabakalaşma gösterdiği Orta Toroslar’daki Tersiyer arazilerinde killi tabakaların açığa çıktığı kısımlarda karstlaşma durmuştur. Nitekim Mut Havzası, Ermenek ve Gülnar Platolarında karstik şekillerden özellikle dolin ve polyeler saflığı fazla olan kireçtaşları üzerinde gelişme göstermiş, killi tabakalar üzerinde ise kesintiye uğramıştır. Tabaka kalınlığı ile karstlaşma arasında da sıkı ilişkiler olup, yer altı akarsuları, mağara, dolin ve polyelerin geliştiği alanlar kalınlığı yüzlerce metreyi bulan Mesozoyik ve Altersiyer kireçtaşları dahilinde oluşmuştur.
2. Yapısal Özellikler
Karstlaşma ile kireçtaşı tabakalarının eğimi ve zayıf kuşaklar arasında oldukça sıkı ilişkiler mevcuttur. Nitekim, tabakaların eğimli olduğu alanlarda, karstlaşma tabaka eğimine uygun olarak devam etmekte ve Taşeli Platosunun batı kısmında Taşkent – Ermenek arasında olduğu gibi bu sahada meydana gelen dolinler, disimetrik bir durum göstermektedir. Buna karşılık yatay tabakalaşma gösteren sahalarda oluşan dolin ve polyelerin tabanları düz ve kenarları dik olmaktadır. Burada polye ve dolinin derinliğini kireçtaşı tabakasının kalınlığı tayin etmektedir, yani kireçtaşı tabakası ne kadar kalın ise dolin veya polye de o kadar derin olmaktadır. Öte yandan, kıvrımlı, çok kalın ve sert olan mesozoyik ve paleozoyik kireçtaşları üzerinde dolinler adeta huni biçiminde olmaktadır. Eski akarsu yatakları, fay kuşakları ve senklinal eksenleri boyunca doğrusal uzanış gösteren polyeler oluşturmaktadır. Bunun en tipik örneğini Beyşehir Gölünün güneyinde 12.5 km uzunluk ve 1.2 – 2 km genişliğinde olan Genbos polyesi teşkil etmektedir.
Tektonik kökenli çanaklar, hem karstlaşmanın ilerlemisi ve hem de depresyonun genişlemesi bakımından uygun şartlar hazırlamıştır. Toroslarda görülen Eğirdir – Kovada, Isparta, Atabeyli, Elmalı, Burdur – Tefenni, Çeltikçi, Kestel tektonik depresyonları karstlaşma ile genişlemiş ve günümüzdeki görünümlerini almıştır.
Bunun yanında kireçtaşları dahilinde zayıf ve kırık kuşakların mevcudiyeti, özellikle karstlaşmanın yüzden derinlere doğru kaymasında ve mağara ile yer altı akarsularının gelişmesinde etkili olmaktadır. Akdeniz’e akışı olan yer altı kanallarının bir bölümü zayıf kuşakları takip etmektedir.
3. Karstlaşmada Zaman ve İklimin Etkileri
Torosların özellikle batı kesiminde yaygın olan Mesozoyik kireçtaşları üzerinde zengin karst topoğrafyasının gelişmesi, bu arazilerin Mesozoyik sonundan itibaren karstlaşmaya başlamasıyla ilgilidir. Nitekim, bu araziler üzerinde karstlaşma sonucu büyük çukurlar meydana gelmiş ve Neojen’de bu çukurlar göllerle işgal edilmiştir. Örnek olarak, Yatağan, Muğla, Bucak ve Elmalı havzaları, Mesozoyik ve Alt Tersiyer (Eosen – Oligosen) arasındaki karstlaşmanın sonucu olarak belirmişlerdir.
Öte yandan, glasiyel dönemde Toroslar’ın yüksek kısımlarındaki karstik sahalara yerleşen buzulların erimesi ve bünyelerinde daha fazla karbondioksit ihtiva etmeleri, karstlaşmanın şiddetlenmesine neden olmuştur. Nitekim, Bolkar ve Aladağlardan inen sular bu sahalarda kanyon şeklinde derin vadiler açmışlardır. Bunun yanında interglasiyel dönemlerde Orta kuşağın diğer ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de nemli ve sıcak iklimin hüküm sürmesinin, karstlaşmanın günümüze nazaran daha da şiddetlenmesine neden olduğu rahatlıkla söylenebilir. Antalya traverten taraçaları, Toroslarda günümüze nazaran şiddetli olarak karstlaşmanın devam ettiği dönemlerde Antalya ovasını kaplayan kireçli suların buharlaşarak bünyelerindeki kireci bırakmaları ile teşekkül etmiştir.
4. Tektonik Hareketlerin Etkisi
Torosların Pliyosen sonu ve Kuvaterner başlarında yükselmesinin etkisiyle de karstik sahalardaki yerüstü drenajı yeraltına intikal etmeye başlamış, günümüzdeki yer altı nehirleri, yüzlerce metre derine inen mağaralar, tüneller oluşmuştur. Göksu vadisi, Yerköprü dolaylarında 500 metre kadar yatağını derinleştirerek bugünkü konumuna gelmiştir. Ayrıca karstlaşmanın derine doğru inmesi ile basamaklı polyeler, mağaralarda travertenler ve farklı traverten basamakları oluşmuştur.

KARSTİK AŞINIM ŞEKİLLERİ

1-Lapyalar:

Aşağı yukarı tüm karstik sahalarımızda suların kanalize oldukları yamaçlar boyunca küçük kanalcıklar ve oluklar şeklinde lapyalar görülmektedir. Toroslarda Giden Gelmez Dağı, Bolkar ve Aladağların yamaçları boyunca çatlaklar üzerinde çatlak lapyaları, yamaçlar boyunca dikey olarak uzanan duvar lapyaları, dolin ve polyelerin yamaçlarında oluklu lapyalar bulunmaktadır.



2-Dolin:

Kokurdan, tava, koyak sözcükleri ile ifade edilen ve derinliği birkaç metre, çapları birkaç metre ile 200 m arasında değişen dolinler, Karaman’ın güneyinde İbrala, Mut’un KD’sunda Aksıfat platosunda, Göller yöresinde, Bolkar, Geyik ve Aladağlarda sayısız denecek kadar çok bulunmaktadır. Huni ve silindir şeklinde olan dolinler Akseki’nin doğusunda 1600 – 1800 metre yükseklikteki Çimiköy ve çevresinde yaygındır. Antalya da kale civarındaki anfiteatr şeklinde olan liman da bir doline tekabül etmektedir.

3-Uvala ve Polyeler:

Batı ve Orta Toroslarda eski akarsu yatakları ve senklinal eksenleri boyunca gelişmiş birkaç km genişlikte, birkaç 10 km uzunlukta geniş karstik çukurlar (polye ve uvalalar) görülmektedir. İçlerinde geniş tarımsal arazilerin bulunduğu polyeler dahilinde ve kenarlarında kırsal yerleşmeler ve kasabalar ve hatta şehirler yeralmaktadır. Bu konuda bir fikir vermek bakımından bazı polyelerin yükseklikleri verilmiştir:
Polye adı Ortalama Yükseklik (m)
Çeltikçi 850
Kestel 780
Zivint 900
Bozova 850
Bademağacı 780
Kızılkaya 795
Batı Toroslarda bulunan bu polyelerin yeni karstik ovaların dışında yine Elmalı, Avlan, Kaş çiftliği, Muğla’nın doğusunda KD – GB yönünde 15 km uzunluğunda, 8 km kadar genişlikte Muğla polyesi, Eşen çayının yukarı havzasında Seki polyesi, Orta Toroslarda Mut’un 30 km kadar KD’sunda 1200 – 1500 m’leri arasında Çokak, Gembos, Çukurhisar ile Torosların muhtelifi kesimlerin çok sayıda polye bulunmaktadır.


4-Obruklar:

Baca ve kuyu biçiminde olan obruklar, İç Anadolu’nun güneyinde ve Toroslar’da yer yer görülmektedir. Konya bölümünde yaygın olan obruklardan Kızılören obruğunun derinliği 180 m, çapı ise 228 m olup obruğun 25 m altında daimi göl bulunmaktadır. Bunun yanında aynı yörede Timraş, Kuruobruk, Çalıdeniz adında obruklar görülmektedir. Silifke’nin doğusunda turistik önemi olan Cennet ve Cehennem obrukları da yer almaktadır. Ayrıca, Akseki’nin doğusunda 1600 – 1800 m yükseklikteki Çimiköy ve çevresinde derinliği 14 ila 243 m arasında değişen 22 adet obruk tespit edilmiştir. Bu obruklardan Ürküten I’in derinliği 243, Dünekdibi’nin ise 192 metredir.

6-Düdenler:

Yeryüzü sularının yeraltına gönderen yada yeraltı sularını yeryüzüne çıkaran doğal karstik kuyulardır. Bunlara su batan ve su çıkan adı da verilmektedir. Antalya yakınlarında düdenden çıkan sular şelale oluşturur. Buna düden şelalesi adı verilir.

YER ALTI DRENAJI İLE İLGİLİ ŞEKİLLER

Kuru, kör ve çıkmaz vadiler: Yüzeydeki suların çatlaklar boyunca sızması ve polyelerin muhtelif kesimlerinde biriken suların yeraltına intikal ettiği alanlarda aşınma sonucu yer altı kanalları oluşmuştur. Bunlara ait tipik örnekler, Antalya’nın 5 km kadar kuzeyinde Varsak köyü yakınında Düdenbatağında depresyona giren Düdensuyu, 2 km kadar yeraltında aktıktan sonra Düdenbaşı mevkiinde tekrar yüzeye çıkmaktadır. Kovada gölünün sularını boşaltan ve Aksu ırmağını oluşturan birçok yer altı akarsuları da bulunmaktadır.
Tüneller, köprüler ve mağaralar: Silifke’nin 130 km KD’sunda yüzeye çıkmaktadır. Aynı şekilde Dumanlı yeraltı mecrasının dışında Manavgat çayı da yer altı akarsularından beslenmektedir.
Ülkemizde karstik bölgelerde çok sayıda rastlanan en önemli erime şekillerinden biri de mağaralardır. Burdur, Eğirdir, Beyşehir gölleri ile Akdeniz arasında, Anamur, Silifke ve Mersin kuzeyinde, Feke, Osmaniye, İskenderun ve Antakya yayı üzerinde sayılamayacak kadar çok mağara bulunmaktadır. Bunlardan Alanya Damlataş, Mersin Narlıkuy, Aksek Sadıklar köyü yakınında 207 m derinliğinde Koyungöbeği, Manavgat ve Suğla gölü arasında Manavgat suyu çevresinde Düdensuyu, Alanya Dim mağaraları tespit edilmiştir. Sarkıt ve dikitleri ile güzel bir tabiat abidesi oluşturan Burdur İnsuyu mağarası, 500 m kadar uzunlukta olup birçak yer altı gölü ve havuzlarına sahiptir. Bu mağaranın 2 km kuzeyinde Kızılin mağarası yer almaktadır. Manavgat çayı havzasında dünyanın en uzun yer altı nehirleri olarak tanımlanan Dumanlı I ve II adlı mağara ve yer altı ırmakları mevcuttur.

Taşeli platosunda Aksıfat, Kırbaşı, Topgedik ve Kılobaşı mevkilerinde mağaralar ve yer altı nehirleri gelişmiştir. Burada Karaman’ın 45 km GD’sunda 1356 m uzunluğunda İncesu ile 750 m uzunluktaki Asarini mağaraları ve yer altı mecraları tespit edilmiştir. Gidengelmez dağının kuzeydoğu kenarında Tınaztepe mağaraları altalta üç seviyede gelişme göstermiştir
Güneydoğu Anadolu’da Midyat civarında Hanok, Cin ve Deniz adlı yer altı göl ve akarsuları barındıran mağaralar mevcuttur. Uludağ’da, Karadeniz Ereğlisi civarında, Safranbolu – Cide güneyinde, Reşadiye – Niksar arasında ve Doğu Anadolu’da Elazığ yakınında 80 m derinliğinde Buzluk adı verilen mağara ve Trakya Kırklareli Dupnisa (Suçıktı) mağara sistemi bulunmaktadır. Kırklareli’deki mağaraların uzunluğu 456 ve 293 m’dir ve ayrıca 125x30x75 m boyutunda büyük bir salon da mevcuttur. İstanbul civarında Yarımburgaz mağarası da bu mağaralar arasında sayılabilir.
Göksu nehri üzerindeki “Yerköprü” doğal bir tünel olup 500 m uzunluktadır. Burada traverten depoları altında sızan sular zamanla doğal bir tünel oluşturmuştur.
Göller yöresindeki göllerden düdenler veya suyutanlar vasıtasıyla yutulan sular, Akdeniz sahil kuşağı üzerinde yüzeye akarsular, kaynaklar halinde çıkmaktadır. Mesela, Manavgat çayının besleyen Dumanlı yer altı nehri bunlardan biridir. Eğirdir gölünden yutulan sular, yer altı kanallarını takip ederek Aksu ve Köprüçayı havzalarında diğer karstik erime şekillerinde biri de kazanlar olup, bunlara ait tipik örnekler Gaziantep batısında Araplar vadisi boyunca tespit edilmiştir.

KARSTİK BİRİKME ŞEKİLLERİ

Karstik alanlardan kaynaklanan sular bünyesinde eriyik halde bulunan kalsiyum bikarbonatlı yani kireçli suların buharlaşması ile karbondioksit ve kalsiyum karbonat açığa çıkmakta ve özellikle suların yayıldığı alanlarda travertenler, mağaraların tavanlarında sarkıt, tabanlarında ise dikitler oluşmaktadır.
Karstik birikme şekillerinden olan traverten oluşumu en yaygın ve tipik olarak Antalya ovasında görülmekte olup, burada bulunan travertenler basamaklar halinde 100, 195 – 210, 250 – 300 m seviyede uzanmaktadır.


Diğer önemli teraverten oluşumu Denizli Pamukkale’de bulunmaktadır; burada 400 m yükseklikte birbirin izleyen şekiller ve bunun üzerinde havuzcuklar görülmektedir. Buradaki traverten, 36 C civarında sıcaklığı olan ve litrede 2.2 grum erimiş halde kireç taşıyan bir fay kaynağının eseridir. Roma devrinde Hierapolis adı altında bir kaplıca şehri olarak önem taşımıştır. Burada traverteni oluşturan kaynağın debisi 40 m/dakikadır ve günde 30 m3 traverten oluşturacak eriyik halde kireç taşımaktadır.
Denizli civarında Türkmenovası’nda, Bursa’da ve Silifke’nin 130 km KB’sındaki Göksü vadisinde üç seviye halinde görülen traverten depoları ile yurdumuzun muhtelif kesimlerinde de küçük ölçüde traverten (kalker tüfü) oluşumları ve depolarına rastlanılmaktadır.

Öte yandan, daha önceki dönemlerde oluşmuş fosil traverten konilerine, Tuzgölü’nün 30 km kadar batısında Acıtuzgölü’nün KD kenarında rastlanılmaktadır; burada çapları 30 ve yükseklikleri 10 – 15 m’yi bulan 10’dan fazla koni tespit edilmiştir. Bunlar, kaynaklardan fışkıran suların içerisinde bulunan eriyik haldeki kireçin çökelmesi ile oluşmuştur.




Mağaralarda yaygın olan sarkıt ve dikitlere gelince, sarkıt (stalactite) mağaranın tavan kesiminden sızan kireçli suların bitki kökü veya buna benzer bir çıkıntı boyunca akarken buharlaşması ve suyun bünyesindeki kireçin birikmesi ile oluşmakta ve mağara tavanından adeta suçuk şeklinde sarkmaktadır. Dikit (stalagmite) ise mağara tavanından mağaranın tabanına damlayan suların bünyesindeki kireçin birikerek sütun halinde yükselmesi ile oluşmaktadır. Sarkıt ve dikitlere bütün mağaralarımızda sık sık rastlanılmakta olup, suyun bünyesinde bulunan çeşitli yabancı maddelere göre de çeşitli renk alarak son derece etkileyici görünümler sunmaktadır.

JİPS KARSTI
Sivas ile Zara arasında jipsli seri olarak bilinen Oligo-Miyoses arazilerinde jips veya alçıtaşının erimesi ile dolin veya koyak şeklinde çukurllar oluşmuştur.Ancak, jips üzerinde oluşan erime şekilleri kısa sürede tahrip olduklarından karst topoğrafyasında olduğu gibi pek fazla belirgin olmamaktadır. Çankırı-Sivas çevresinde yine jipslerin erimesi ile “por koyağı” denilen dolinler meydana gelmiş, bunların zamanla gelişmesi ile de uvala ve polye boyutlarına ulaşan büyük erime çukurları ortaya çıkmıştır. Bu sahalardan çıkan kaynaklar genellikle acı-tuzlu özelliktedir.