İstanbul'un sokaklarında bir günün özeti: Düttürü dünya!

İstanbul'un sokaklarında bir günün özeti: Düttürü dünya!






Eski bir inanca göre hiç kimse boş yere İstanbul'da dünyaya gelmez! Ve pek çok insan hayattayken dünya gözüyle de olsa bu kadim şehre ayak basmak ister, onu solumak, onunla hemhal olmak ister. Bu inanca göre bu şehirde doğan ya da bir şekilde bu şehrin suyundan içen herkesin illa ki bir vazifesi ve geçmişten gelen bazı görevleri vardır, zira burası efsunlu bir şehirdir. Bu inanç ne kadar
'Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden'

'Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden'












Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.İnanırdım saadetli yolculuklara.Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz.Bütün hızımla koşardım dalgalara.O zaman beni görseydiniz.(...)Şimdi o akşam saatinde/ Dönüyorum görmüş, geçirmiş, atlatmış,/Denizlerin doymayan sahilinde...

(*) Özdemir Asaf 'Pay'




devamı
arşivden






'Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr.'

'Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr.'












esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgar.

söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu?

yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar?

yağan beyaz bir sükut, bir mahşerdir sanki kar!



bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine.

ruhum gibi pervasız yoldaşlar da bulundu.

ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine;

şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine.



Cahit Sıtkı Tarancı 










buz
Büyülü şehir KAPADOKYA' ya gitmenin tam mevsimi

Büyülü şehir KAPADOKYA' ya gitmenin tam mevsimi






Zirveleri karla kaplı volkanik bir üçgende yer alan
Kapadokya’nın masalsı vadileri kış aylarında olağanüstü güzellikte manzaralar
sunuyor. Kışın
lapa lapa kar yağarken, güneş ışıltılarıyla eşsiz bir çehreye bürünen
peri bacaları, eski uygarlıklardan izler taşıyan volkanik vadileri, gizemli
tünelleri ve oksijen yüklü taptaze havasıyla büyüleyici bir atmosfere bürünüyor.




Dev bir
Böyledir akşamları İstanbul'un !

Böyledir akşamları İstanbul'un !









Böyledir Akşamları İstanbul'un 



Böyledir akşamları İstanbul'un.
Bir efkâr basar içini çoğu zaman
Çaresizliğin, yalnızlığın aklına gelir
Hatıralar kayar gider avuçlarından...














İçinde mevsimler değişir, aynalar kırılır
Uzaklarda bir çocuk ağlar durmadan
Evler, apartmanlar üstüne yıkılır
Nereye baksan o eski deniz, o köhne liman





Ansızın bir vapur düdüğü yırtar geceyi
Martı halleri / Fotoğrafın fısıltısı

Martı halleri / Fotoğrafın fısıltısı












Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.İnanırdım saadetli yolculuklara.Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz.Bütün hızımla koşardım dalgalara.O zaman beni görseydiniz.(...)Şimdi o akşam saatinde/ Dönüyorum görmüş, geçirmiş, atlatmış,/Denizlerin doymayan sahilinde...

(*) Özdemir Asaf 'Pay'







 Baka kalırım giden geminin ardından:Atamam kendimi denize, dünya güzel; Serde
Beyaz, ipek gibi yağdı kar...

Beyaz, ipek gibi yağdı kar...





'Beyaz, ipek gibi yağdı kar' 



"Beyaz, ipek gibi yağdı kar / Acılarla dolu bu dünyaya. İnsafsızlık / Vahşet / Halâ güçlü / Ve halâ iktidarda." ... " İnsanlar ölüyorlar. Gepgenç sımsıcak ölüyorlar. Sanki / Ölmüyorlarmış gibi. / Bir yandan sürüp gidiyor. / Hayat; Bir yanda tel örgüler / Parmaklıklar." (*) Ataol Behramoğlu




devamı: burada
@Arşivden
Başka bir senfonidir sonbahar

Başka bir senfonidir sonbahar







Mevsimler içinde kendini fazlasıyla hissettiren bir aydır
sonbahar. Nice sanat eserine ilham kaynağı olmuştur. Müzisyeni,  şairi, ressamı, fotoğraf sanatçısı mevsimin
yaymış olduğu ışığıyla, kokusuyla, dokusuyla beslenmiştir adeta. 'Bu hüznü siz de bilirsiniz / Anlat deseniz anlatamam / Enine boyuna yaşarım ancak'' demiş Turgut uyar.   

Sonbahar içimizde biriken hüznün
resmidir bir anlamda
Ey Özgürlük !

Ey Özgürlük !






Kollarımı açtım, Özgürlüğe bir *ses yolladım !


Okulda defterime Sırama ağaçlara Yazarım adınıOkunmuş yapraklara Bembeyaz sayfalara Yazarım adını
tıklayınız



Yaldızlı imgelere Toplara tüfeklere Kralların tacına En güzel gecelere Günün ak ekmeğine Yazarım adını




Tarlalara ve ufka Kuşların kanadına Gölgede değirmene yazarım Uyanmış patikaya Serilip giden yola Hınca hınç meydanlara
Paylaşmak güzeldir

Paylaşmak güzeldir







Çalar saatin sesi hâlâ kulaklarında zırr zırrr zırıldarken
ve sen çisil çisil yağan yağmura aldırmadan bir çırpıda hazırlanıp çıkmışken
dışarıya ve sabahın ayazı da çarpmışken yüzüne;

Bir randevuya geç kalmamak adına vaktinden önce gelmişsen
bir de!..
Bir kafede oturup beklemeyi ve beklerken de elindeki
dergilere göz gezdirmeyi veee!..

Fırından henüz çıkmış! dumanı üzerinde, bir porsiyon
'Beyaz, ipek gibi yağdı kar'

'Beyaz, ipek gibi yağdı kar'






(...)



Beyaz, ipek gibi yağdı kar



Bir kız kelebek adımlarıyla / Geçip gitti karın üzerinden.
İnsanlar kendi şarkılarını / Kendi hayallerini taşıyorlar.
Çağdaş şarkılar gerekli onlara, hem hayatlarının
derinliklerinden söz eden / Gerçekleştirilmiş,
Gerçekleştirilmemiş duygularından.
Hem, kavgayı ateşleyen / Somut, anlaşılır
Akıllı şarkılar.










Beyaz, ipek gibi yağdı kar
Acılarla
Zaman-ı Haydarpaşa

Zaman-ı Haydarpaşa



Haydarpaşa Garı’nın çay bahçesinde,yudumlarken çayımı,gelip geçen gemileri seyrettim önce...










Üçer beşer ardı sıra yolcular iniyor,yolcular biniyordu...
Güvercinler, kargalar, serçeler, martılar...










yaklaşmakta olan gemilere refakat etmek içinsanki birbirleriyle yarışıyorlardı..

Nasıl coşkulu, nasıl ahenkli...hele bir de şu yunuslar yok mu!.. 




sanki onlar bir tek bana 
İstanbul'da gece ve yansımalar

İstanbul'da gece ve yansımalar









Ne günlermiş, ne günlermiş

Yıldızlar, mehtap, çamlar altında
Ne günlermiş, ne günlermiş
Gelip geçmiş!
Vapurlar değil, Boğaz'dan geçen;
Boğaz'dan yalılar geçiyor,









Toplamış buralardan eteklerini... Dairesine çekilen bir saraylı gibiYalılar gelmeyen alemlerine gidiyor Bırakıp bu sessiz gecelerini.





Deniz kenarında denizsiz kalmış yalılar. Ortaklığı ayrılmış kıt'aların
Hey İstanbul !

Hey İstanbul !






Nereden nereye koca şehirde!



Ne az sevdim ne de çok sevildim diyebilirim!.





Hasretin de nefterin

 herşeyim benim
güzelim...






Kayboldu içinde düşlerim! 






üstü keder...

Hey İstanbul İstanbul!..






Kayboldun içimde
Derdim çokkkk !..







birazzzzzzzzzzzzzzzzzzzz
durrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr!!!!!!






Hey İstanbul !



İstanbul! İstanbul!..






Derdim çokkk!


Paylaşmak güzeldir...

Paylaşmak güzeldir...







Çalar saatin sesi hâlâ kulaklarında zırr zırrr zırıldarken
ve sen çisil çisil yağan yağmura aldırmadan bir çırpıda hazırlanıp çıkmışken
dışarıya ve sabahın ayazı da çarpmışken yüzüne;

Bir randevuya geç kalmamak adına vaktinden önce gelmişsen
bir de!..

Bir kafede oturup beklemeyi ve beklerken de elindeki
dergilere göz gezdirmeyi veee!..

Fırından henüz çıkmış! dumanı üzerinde, bir porsiyon
İstanbul'a kar düşünce!..

İstanbul'a kar düşünce!..







Mevsimin ilk karı salına salına inince İstanbul semalarına...

martılar kanat çırpıyor coşkuyla Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda!




veee.... kırmızı başlıklı kız pufidik pufidik karlar yağarken, pür telaş koşuşturanların aksine, telaşsız ve aheste içine sindire sindire sekerek ilerliyor yolunda!.. 'ohhhh dünya varmış!.. yağsın beyaz karlar... içimize ferahlık, dışımıza aydınlık getirsin....'
Git gidebildiğin yere…

Git gidebildiğin yere…
















Martıları bir başka sevdim İstanbul’da…Sırları çok, tanıklıkları çok!



Hele bir vapur kuytusunda..







Giderken Kadıköy'den Karaköy'e...






Takılmak var ya kanatlarına!






Dalgalarla yarışırcasına çığlık çığlığa!..






Ve uzaklardan seslenir Orhan Veli bir anda!;


Heeey !





Ne duruyorsun be,
at kendini denize.
Geride bekleyenin varmış,
aldırma!





Görmüyor musun
Martı halleri...

Martı halleri...






<strong><font color="#073763"></font></strong>


Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.İnanırdım saadetli yolculuklara.
Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz.
Bütün hızımla koşardım dalgalara.O zaman beni görseydiniz.

(...)
Şimdi o akşam saatinde/ Dönüyorum görmüş, geçirmiş, atlatmış,/ 
Denizlerin doymayan sahilinde...

(*)
Bir çeşme gibi akabilir cumartesi *

Bir çeşme gibi akabilir cumartesi *







Umulmadık bir gün olabilir bugün
Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
Bir çay söyle yağmurların kokusunda








(...)

Umulmadık bir gün olabilir bugün
Bir çeşme gibi akabilir cumartesi




(...)

Yaprağını dökecek ağaç yok burda
Ama ışık dökebilir olanca renklerini





(...)


Ve güneşin solmaz çekirdeğini
Yalnız doruklarda




Umulmadık bir gün olabilir bugün





(...)

İstanbul'un bayram halleri !..

İstanbul'un bayram halleri !..






Böyle olur İstanbul’un bayramı!

Bu bayramda yine İstanbul’da artık görmeyi alışa geldiğimiz büyük bir kaos ve izdihamın hat safhada olduğu bir trafik ve anlamının giderek yitirildiği bir anlayış içinde bir bayram daha yaşandı ve bitti…

Hava mevsim normallerinin üzerinde olunca, İstanbul’da gezilecek ilk akla gelen yerlerden biri olan Beyoğlu’nda da müthiş bir kalabalık vardı.







Her